Yüzyılın Utancı…

MART – 1945

Berlin tren garının peronlarına bakan son boş banka bir çuval gibi hissiz yığılıverdi kadın. Midesindeki bulantıyı yutkuna yutkuna içinde tutmaya çalışıyordu. Kiremit rengi gar binasının duvarlarına baktıkça gözünde korkunç bir nefret beliriyordu. O an kulaklarında dostlarının son çığlıkları çınlıyordu. Bir kaç yıl öncesine kadar aynı sokakta, aynı apartmanda oturduğu nice tanıdığından geriye sadece kül kalmıştı…

Ölümü belki o zamanlar korkunç bulmuyor, tanrıya kavuşma olarak düşünüyordu hep.  Ama şimdi, şu son gördükleri algısını yerle bir etmişti.  İnsan neydi, diğerleri, ötekiler kimdi, tanrı neredeydi, kazanan şimdi kim, yarının galibi kim olacaktı? Burnunda yakılmış bir diğer milletin kokusuyla insan nasıl yaşayabilirdi?

Kadın, sandal ağacından yapılmış valizinden bir kalem ve bir tomar kağıt çıkardı. Dünyadan, tanrıdan ve insandan umudunu kesmiş bir vazgeçişle tanık olduklarını yüzündeki seğirmeyle acelece yazmaya koyuldu…

1

“Celle şehrinin kuzeyindeydim, Bergen ve Belsen kasabalarının tam ortasına Naziler tarafından yapılmış bir esir kampını hükümet yanlısı bir gazeteci tanıdığım sayesinde görme şansım oldu, elbette buna ne kadar şans denir bilemiyorum. Ama birazdan yazacaklarım bir başkası tarafından okunur ve üstü kapatılan gerçekleri görmesini sağlar diye ümit ediyorum. Şu sıralar, yıkacağım yıkanmış bir zihin beni teselli etmeye yetmeyecek elbet. Lakin hakikat, gün yüzüne çıkmayı her şeyden çok hak eder. Birçok ünlü Yahudi ailenin de esir edildiği bu kampta, insanın ne denli zalimleşebileceğini ve hayal edilen ütopik bir siyasetin koca bir ırkın canından daha değerli olabileceğini görmüş oldum. Acımı ve insanlara duyduğum hayal kırıklığını tahmin dahi edemezsiniz. Bundan sonrası için hayatıma nasıl devam edebileceğim hiçbir şey olmamış gibi bilemiyorum. Açlık, salgın hastalıklar, sözde hayatta kaldıkları ve katledilmedikleri iddia edilen insanların ölümün pençesinde nasıl kıvrandığını nasıl anlatabilirim bilemiyorum. Bakışlarında anarşi olduğu gerekçesiyle kurşuna dizilen kadınların ve erkeklerin, uykusunda Zyklon B denilen fare zehriyle geceden aç bırakılıp infaz edilen çocukların kulaktan kulağa yayılan bir şehir efsanesi olduğuna mı inanıyorsunuz?  Sizi uykunuzdan uyandırmayı ne çok istiyorum, ve daha ne kadar bu zulme sırf birileri öyle gerekli dedi diye biat etmeyi sürdüreceksiniz merak ediyorum.”

2

“Auschwitz – Birkenau kampının nerede olduğunu biliyor muydunuz? Pek çoğunuzun böyle bir ölüm fabrikasının varlığından Birleşik Devletler kuvvetleri etrafını bombaladığında haberi oldu. Fırınlara atılan, gaz odalarında ölüm soluyan yüz binlerce hatta milyonlarca insanın çığlıkları duyulmasın diye, gürültülü araç motorlarının çalıştırılması ve buna tanık olmak nasıl bir utanç anlayamazsınız. Derilerinden çıkarılan yağlarla sabun yapılan insanların kan dolu tarihini Führer ellerinden bu şekilde mi temizleyecek? Yaptığından belki içten içe utanç duyan Nazi subayı, bir yahudiyi kırbaçlarken şöyle bağırıyordu, – tanrına yalvar, çünkü birinin size merhamet etmesi gerek- …”

3

Şahit olduğum bu soykırım insanlık tarihinde ne ilkti, ne de son olacak biliyorum. İnsana ait tüm kirli hesapların gün yüzüne çıkışı bitmek bilmeyecek. Oysa mümkün olabilirdi, bizden önce gelenlerin söylediği gibi başka bir dünya. Ben akşamları odamda yine yazarken bu kağıtlara size savaşın bile mertçe olması gerektiğinden bahsedebilirdim. Yalnızca kazanacağından emin olanların adil dövüşme gayesi olabilir diyordum kendi kendime, oysa ki artık kazanmak yetmiyor kimseye. Ezmek, hırpalamak ve hatta yok etmekten zevk alıyoruz. Ne yazık, doğru bildiğimiz ne çok yanlışı içimize sindirmek zorundayız. Utanç verici, insan artık bir sınırı olmadığının bilincinde. Ve kan donduran yeni bir gerçek size; artık tanrı bile yalnızca kazananlar tarafından anılmak istiyor.

4

Son olarak şunları eklemek istiyorum, sayılsın ki bu bir vatandaşının vasiyetnamesi Nazi hükümetine;  “ Ben tüm yasal ve sosyal haklarımı iade ediyorum devletinize. Hiçbir millete, hiçbir inanca sorumluluk ve aidiyet hissetmiyorum. Ailemden kalan soyadımı ve mirasımı kimsesiz beş çocuğa bırakıyorum, reşit olduklarında insanlık yararına çalışacaklarını umut edeceğim. Devletinizin bilmediği bir sır vereyim sizlere;  insanın hala kirlenmemişken özgürce aldığı her kararın, dayatmayla yaptırılmış bir iyilikten daha şerefli olduğunu içinize sindirebildiğinizde dünya çok daha yaşanılası bir yer olacak…”

Kadın altına imzasını attığı bu kağıdı bir taşın altına sıkıştırdıktan sonra, yüzündeki hayal kırıklığını silmeye çabaladı. Bir trene binip, sahip olduğu her şeye veda etmeden,  arkasına dahi dönüp bakmadan gitti…