Yanlış Hayat Doğru Yaşanmaz…

Sorunun temel kaynağı; yaşadıklarımıza doğal bir süreç kabulleniyor olmamız…    

Keşke başka bir dönemde yaşasaydım’ diyenleri duymuşsunuzdur. Belki de, kendinizi bunu söylerken bulmuşsunuzdur. Bu bir tür bırakıp gitme, kaçma isteği, arkana bakmadan bu devirden uzaklaşma beklentisidir… Belki de kendi zamanımızdan kaçıp, ‘başka devirlerde var olma’ düşüncesinin en yaygın olduğu bir çağı yaşıyoruz.

Bırakın başka bir devri, birçoğumuz kendi kısa hayatının çocukluğuna dönmek ve orada kalmak ister. Kendi hayatından kaçarcasına ‘tatil planları’ yapmak, ‘hafta sonu’ programlarında ‘nefes’ almaya çalışmak, çağımızın bir ritüeli olmuş durumda… Peki nedir bizi çağımızdan alıkoyan, kaçma isteği uyandıran ya da nedir bu ’yaşamdan hoşnutsuzluk’, neden kaynaklanır bu yoğun ‘iç sıkıntısı’?

Asansöre binememeler, artan panik atak, nefes egzersizleri ile rahatlamaya çalışmak, kendini güvende hissetme ihtiyacı, çaresiz kalma korkusu, çok derinde bir yerde yalnızlık, saklanmış kimseye söylenemeyen garip korkular ve sonra üst üste gelen semptomlar, ağrı kesiciler, yatıştırıcı ilaçlar…

Derinlerde bir yerde bir türlü rahatlayamayan ruhlar, ‘içsel bir mutluluk’ göremeyen insan özü, kendi tasarladığı ‘toplumsal düzende’ kendini kaybetmiş durumda.

Eliyle şekillendirdiği çağa, insanın bizzat kendi doğasının uyum sağlayamadığı bir zamane ruhundayız. ‘Kendini kaybetmiş’ , ‘kendini arayan’ bir ‘amaçsızlık cenderesinde’ sağa sola kıvranan insan sayısındaki trajik artış bu ‘insan doğası ile şimdiki zamanın uyumsuzluğuna’ işaret eder.

Oysa tarihin her zaman diliminde olduğu gibi, yaşadığımız bu çağda da ‘toplum düzenini’ biz insanlar planladık. Şu an içinde bulunduğumuz yaşam formu yaşadığımız, aslında insan icadı, tasarımından ibarettir.

Ancak hayata gelmemizle birlikte karşımıza dikilen ‘insan tasarımı toplumsal yaşantıyı’  doğal, kendiliğinden oluşmuş bir mekanizma gibi görmeye başlarız. İnsan icadı toplum düzeninin devamını garantileyen şey, bu ‘doğal görme’ halidir.

Yaşamın şimdiki şeklini, sanki her zaman böyleymiş gibi algılarız. Oysa dün farklıydı. Yarın ise belki de bambaşka olacak. Sorunun temel kaynağı; tasarım ya da insan icadı olduğunu unuttuğumuz ‘toplumsal düzeni’ , doğal sanarak, yaşadıklarımızı ‘doğal bir süreç’ gibi bakıyor ve kabulleniyor olmamız…

Bu nedenledir; gereksiz buldukları işleri katlanarak yapan insanlar, gün içinde kendini, kendi ile ilgisiz şeyler peşinde çemberin dışında hissedenler, gündüz boyunca ‘doğal sanarak’ üfleye püfleye dolaşanlar, teneffüs zilinin çalmasını bekler gibi zamanın geçmesini bekleyenler.

Şimdi birileri içinden geçirebilir ‘hayatın gerçekleri’ diye… Oysa tüm bunlar ‘gerçek ya da doğal’ değil. Sadece yaşadığımız çağın insanlarının tasarımı bir hayat. Bu düzenin devamı için ‘hayatın gerçekleri’ demenin yeterli olduğu bir sistem…

Durumu belki de en iyi Theodor Adorno özetler;  ‘Yanlış hayat doğru yaşanmaz.!’

Fırat Devecioğlu

https://www.facebook.com/firatdvcgl/

https://twitter.com/firatdevecioglu

www.firatdevecioglu.com