Yanlış Hayat Doğru Yaşanmaz

Aylak Karga yazarlarımızdan Fırat Devecioğlu’nun ilk kitabı “Yüzleşme” raflarda yerini aldı. Bu mutlu haberi Fırat Bey ile yaptığımız bir röportaj ile paylaşmak istedik.

  • Uzun zamandır düşünce yazıları yazıyorsunuz. Çoğu okur bu yazılardan sizi tanıyor. Tanımayanalar için Fırat Devecioğlu kimdi?

Aylak Karga okurları ile kitap çıkmadan önce tanıştık. Sanırım ilk ‘Modern Zaman Tuzağı; Sevdiğin İşi Yap’ başlıklı yazımı yayına almıştınız. Devamını ‘Paçozluk’, ‘Kusursuz Güzellik’ izledi. Bu vesile ile, hatrı sayılı bir okur grubu ile iletişim halinde kaldık.

Aylak Karga dışında, düşünce yazılarım Cafrande, İnsan Okur, Dünyalilar.org, Yeşil Gazete, The Geyik, Sosyalist Birikim, Ot Dergi adlı dergi ve internet sitelerinde yayınlandı. Nisan Ayı’nda Mona Kitap etiketiyle ‘Yüzleşme’ adlı kitabım yayınlandı.

Yazıyla birlikte iş hayatım devam ediyor. İş hayatımın ilk yıllarında Ernst&Young ve  My Executive‘de üst düzey yönetici seçme yerleştirme biriminde çalıştım. Sonrasında Yıldız Holding ve Koç Holding’in gıda üzerine şirketlerinde Satış, İş Geliştirme, Ticari Pazarlama Müdürlüğü gibi yönetsel görevler aldım. İş hayatına yönelik konferans ya da eğitimlerde bu  tecrübelerimi paylaşıyorum.

 Yüzleşme neyi anlatıyor?

 Mutlu olacağımızı düşünerek sımsıkı sarıldığımız bazı düşüncelerin, bizi nasıl birer tutsak haline dönüştürebileceğini anlatıyor. Okuyucularını, heyecan uyandıran yeni düşüncelere davet ediyor. ‘Yüzleşme’ hayatı anlamlı kılmaya yönelik pek alışık olmadık cevaplar içeriyor.

  • Kimlerle ve nelerle yüzleşmemizi istiyorsunuz bu kitabınızda?

Hiç geri adım atmadan, gerçeğin gözlerine bakarak konuşmak isteyen bir kitap yazmak istedim. Yüzleşme, çağımızda sis bulutunun arkasında kalan ‘gerçekleri’ görünür kılmanın peşine         düşüyor. Okur ile sohbet ederken, mutsuzluğun kökenlerine ışık tutmak isteyen bir düşünce kitabı… Çünkü yüzleşmekten korktuğumuz gerçekler, hayatımızı güzelleştirebilecek güçte…

  • Başkaları için mi yaşıyoruz?

Çoğu insan gerçekte bencil değildir. Belli bir yaştan sonra başkaları için yaşar. Modern insan zamanını, özgürlüğünü devreden insandır. Güvenlik, saygınlık, statü uğruna başkaları için yaşar. Oysa kendini gerçekleştirmek, kendini yaşayabilmektir.

İnsanın kendi olması için özgür olması gerekir. Özgürlüğünü yok pahasına kaybeder. Hayatını uçucu beklentilerle, hedeflerle doldurur. Bir gün sahip olduklarına bakar ve kendine ait bir şey göremez. Kendine yer açma ihtiyacını depresyonlarla hatırlatan doğamızdır.

Çoğu insan diğerlerinin onda görmesini istediği şeylerin peşinde koşar. Zamanı geldi diye evlenir, fırsatı olduğu halde sevmediği bir işi yapmaya devam eder, ev almak için yirmi yıllık geliri kadar borçlanır, hayatı proje gibi yaşar… Yaşayamadığı tek şey kendi hayatı olur. Kendi değerini başkalarının gözünde aradıkça kendini yaşayamaz. Zaten kimse bir diğerini umursamaz…Kalbi ile sevenler hariç.

‘Ne yapmalı?’ türü sorular pek benlik değil ama şunu söyleyebilirim. Kişi iş hayatına finansal    özgürlüğünü sağlamak olarak bakmalı. İş hayatını finansal   bağımlılığa dönüştürmemeli.            Para, özgürlük sağlamalı. Kısırdöngü değil. Kendi zamanına sahip olan insan sevdiği şeylerle uğraşabilir.

Çoğu insanın yaşadığı tek gerçek, her sabah uyandıktan yarım saat sonra ait olmadığı insanların içine karışmak zorunda olmasıdır. (Yüzleşme’den)

  • Sevdiğimiz işi ne kadar yapabiliyor muyuz? Sevdiğimiz işi yapmak için neler yapmalıyız?

 ‘Sevdiğin işi yap’ söylemleri fazlasıyla yaygın ve akıl karışıklığına neden oluyor. Çalışma hayatında sorun yaşayan birey, eksikliği kendinde görüyor. Sevdiği işi yapamadığı için kendini yetersiz hissediyor. Oysa insanın sevdiği işi yapabilmesi, bulunduğu ekonomik sınıfla ilgilidir. Yeterli maddi imkanı olanlar sevdiği işleri yapabilirler. Bu nedenle, herkesin fırsatı varmış ancak yeterli cesarete sahip olmayanların seçemediği bir şeymiş gibi dayatılan ‘sevdiğin işi yap’ söylemi, çağımızın en sinsi bir tuzaklarından biri.

‘Ne yapmalı?’ türü sorular pek benlik değil ama şunu söyleyebilirim. Kişi, iş hayatına maddi özgürlüğünü sağlaması gereken, hayatının fonksyonel bir süreci olarak bakmalı. Çalışarak finansal özgürlüğünü kazanması gereken çoğu insan, çalışma hayatına finansal açıdan bağımlı hale geliyor.

Oysa para, özgürlük sağlamalı. Kısırdöngü değil. Para zamanı satın alır, kendi zamanına sahip olan insan sevdiği şeylerle uğraşabilir. Bunun dışında ‘yapabilirsin, önce kendine inan, kanatların kadar uçarsın’ türü motivasyonel söylemlerin geçerliliği yoktur. Mutluluk tacirliğinden ve aklınızı karıştırmaktan öteye gitmez. 

  • Hoşnutsuzluk ve hayati iç sıkıntılarımızdan nasıl kurtulacağız?

İnsanın yaşadığı ‘mutsuz’ günlerinin temelinde, kendi eliyle inşa ettiği ‘olması gerekenler’ vardır. Hoşnutsuzluktan kurtulmaz. Çünkü ‘olması gerekenler’ in içinde kendini yabancı hisseder. Dostoyevksi ‘Dünya’nın en zor hissi kendini ait hissetmediğin bir yerde bulunma zorunluluğudur’ diyor.

Ait olduğu yerde, kendi olmayı isteyen insanın, dünyaya gelmesiyle birlikte kendisi için hazırlanmış rolleri rededetmesi gerekir. Kişi öncelikle onu bir kopya dönüştürmeye çalışan ‘düşünce sınıfından’ uzaklaşmalıdır.

Kişisel kazanıma dayalı hedeflere ulaşarak hayatına anlam katabileceğine inanmak hoşnutsuzluğumuzun kaynağıdır. Kendimize karşı ne kadar samimiysek, kendimizi hangi oranda kabul ediyor ve saygı duyuyorsak o kadar mutluyuz.

  • Bundan sonraki kitabınız ne hakkında olacak?

Bir roman yazıyorum. Romanda, güçlü bir kurguyu, düşünce yazılarındaki tanıdık derinlikle bir araya getirmeye çalışıyorum. Okurun karşısına bu metinle çıkmak isterim. Her şey yolunda giderse yıl sonuna kadar tamamlarım.

  • Yeni projeleriniz neler?

Tek projem, düşünce dünyasına evrensel düzeyde katkı sağlayabilecek üretimler verebilmek. Popüler olma kaygısı taşımadan ‘zamansız’ metinler yazmak.