Uğur Mumcu Öldürüleceğini 3 Gün Önce Söylemiş

Uğur Mumcu 24 yıl önce bir pazar sabahı evinin önünde bulunan arabasına konulan bombanın patlaması sonucu hayatını yitirdi. Üzerinden 24 yıl geçmesine rağmen Uğur Mumcu cinayeti hala aydınlığa kavuşturulmadı.

ugur-mumcu-21-yil-once-bugun-olduruldu-5583508_2602_oAraştırmacı gazeteciliğin en önemli isimlerinden Uğur Mumcu ölüm yıl dönümünde anılıyor. Uğur Mumcu bundan 24. yıl önce evinin önünde park halinde bulunan aracına binerken, aracın altına yerleştirilen C-4 tipi plastik bombanın patlaması sonucu hayatını kaybetti.

Suikastin hemen sonrasında yapılan incelemeler ve açıklamalar büyük tartışma yaratmıştı. Patlamanın ardından olay yerine gelen emniyet uzmanları, patlamayla ortaya saçılan parçaları cımbızla toplamak yerine süpürmüştü. Yapılanlar, delillerin karartılmaya çalışıldığı şüphesini doğurmuştu.

uur_mumcu

Cinayetin hemen ardından dönemin Başbakanı Süleyman Demirel, Başbakan Yardımcısı Erdal İnönü ve Başbakan Yardımcısı İsmet Sezgin, Mumcu’nun ailesine ve kamuoyuna cinayetin faillerinin yakalanacağı sözü vermiş, devletin ağzından bunun “devletin namus borcu olduğu” ifade edilmişti. Ancak o günden bu yana cinayet üzerindeki sis perdesi kaldırılabilmiş değil.

Uğur Mumcu’nun Ankara’da yapılan cenaze törenine Türkiye’nin dört bir yanından gelen yurttaşlar katılmış, cenazedeki kalabalık 1 milyonu aşmıştı.

Bundan 3 yıl önce Ölümünün 21. Yılında OGÜNhaber’e konuşan Uğur Mumcu’nun yakın arkadaşı Cumhuriyet Gazetesi yazarı, gazeteci Hikmet Çetinkaya; Mumcu’nun suikastten üç gün önce öldürülebileceğini söylediğini anlatırken, Mumcu’nun o zaman devlet içinde yapılanan silahlı güçler tarafından öldürüldüğüne inandığını belirtti.

Hikmet Çetinkaya’nın yaptığı değerlendirmeler şöyle;

ugur-mumcu-cantali

“Ölümünden üç gün önce yanılmıyorsam yine yağmurlu bir gündü. 21 Ocak 1993 Perşembe. Uğur Mumcu ve Cüneyt Arcayürek, Ankara’dan İstanbul’a gelmişlerdi birlikte. Öğleden sonra Cağaloğlu’ndaki Cumhuriyet’in en üst katında Nadir Nadi’nin odasındaydık İlhan Selçuk ve diğer yönetici arkadaşlarla. Uğur’un üzerinde lacivert bir ceket, bordo renkli balıkçı yeleği, mavi bir gömlek vardı. Konu bir ara Türkiye’nin siyasal gündemine geldi. Uğur oldukça tedirgindi ve İlhan Ağabey’e dönüp şöyle dedi: ‘İlhan Ağabey seni ve beni öldürecekler!’ O anı, yazımı yazarken anımsıyorum. Odada buz gibi bir hava esti. Akşam saatlerinde Arcayürek ve Uğur, Ankara’ya dönmek için Atatürk Havalimanı’na gittiler. Bu Uğur’u son görüşümdü…

ugur-mumcu_3456_11

24 Ocak 1993 Pazar saat ikiye geliyordu ve yine yağmurlu soğuk bir gündü. Odamda gazeteleri okurken telefon çaldı. Ankara’dan Işık Kansu arıyordu: ‘Uğur Ağabey’in arabasına bomba konuldu ve patladı.’ Işık ağlıyordu konuşurken. Üç gün önce İlhan Selçuk’a ‘Ağabey seni ve beni öldürecekler’ diyen Uğur, bombalı tuzakla alçakça katledilmişti.

Yıllardır aynı soruyu soruyorum; Uğur Mumcu öldürüleceği yolunda bir duyum almış mıydı? Aldıysa kim uyarmıştı Mumcu’yu? Ben bu olayı çok yazdım. Bir kez daha yinelemek gereğini duydum.

Uğur Mumcu bir yurtseverdi. Irkçılığa, dinciliğe, mezhepçiliğe karşı çıkar, Aydınlanma Devrimi’ni savunurdu. Uğur’un devlet içinde yapılanan silahlı güçler tarafından öldürüldüğüne inanıyorum. Uğur Mumcu, İslami Hareket ve Hizbullah’ın varlığından söz eden ilk gazeteciydi. Hemen ardından Hizbullah’ın ‘ölüm mangaları’ ortaya çıktı. 1994 yılında hazırlanan TBMM Faili Meçhul Cinayetleri Araştırma Komisyonu Raporu, nedense Meclis Genel Kurulu’na getirilmedi.

Öncelikle Türkiye’de yakın tarihi iyi okumak gerekir bana göre. Kanlı 1 Mayıs’ları, Kahramanmaraş’ı, Çorum’u, İzmir İnciraltı katliamını, Sivas Madımak’ı, Gazi Mahallesi’ni. Doğan Öz, Ümit Kaftancıoğlu, Hamit Fendoğlu, Gün Sazak, İlhan Darendelioğlu, İlhan Erdost, Çetin Emeç, Bahriye Üçok, Muammer Aksoy, Vedat Aydın, Mehmet Sincar, Gaffar Okkan, Hrant Dink, Necip Hablemitoğlu cinayetlerini işleyen tetikçilerin kimler tarafından korunup kollandığını iyi anlamak gerekmez mi? Bu ülkede çok insanımız öldürüldü. Bunca katliamın, cinayetin, devlet içinde yuvalanmış karanlık güçlerce, sivil-asker bürokratlarca, dün olduğu gibi bugün de üstlerinin örtülmesi düşündürücü değil mi?”