Tutunamadım

“Bir kedi doğum yapmış; yavrularını sevmeye gidelim “ desen, kimse gelmez ardınsıra. Al sana  tutunamamak…

Baskılarına ve baskınlıklarına güvenerek, çoğunluk olmanın verdiği rahatlıkla söz söyleyenlerin, yazı yazanların, racon kesen, dayatmalarını, yozluklarını dahi “özgürlük” içine sığdırabilmeye cüret edenlerin arasında yalnızsındır; yorgun ve tedirgin…Bir sürü dilde ninniler öğreniyorsundur…

Değer yargılarını, yaşam tarzlarını, dünya görüşlerini gerçeğin, olması gerekenin, mutlak doğrunun ta kendisi belleyenlerin içinde bir başınasındır ve daha çok göğe bakıyorsundur…

Sistemin sana sunduğu, taraf olmaya zorladığı alanların, seçeneklerin dışındasındır. Dışarıda durmak nasıl bir sızılı haldir, nasıl bir katlanma ve nefes alamamayı göze alma burukluğudur sana kimseler bilmez. Bütün “yol”lardan ayrı bir yol daha vardır duyumsadığın; sen o “yol”un “sır”lı yolcusu…Daha çok İran filmi seyrediyor, daha çok Kızılderili masalı okuyorsundur…

Ayrı düştün çoğunluktan; ayrı bir “düş”tün çoğunluğun hırsından, hıncından, kıyıcılığından. Sen yıldızların yerli yerinde durduklarını biliyorsan, ne önemi var ki sana bulutları göstermelerinin; onların gördüğünü sen de görüyorsun, ama onlar senin duyumsadıklarından, deneyimlediklerinden çok uzaklar. Aldırma bulutlara; yüreciğin yıldız dolu gökyüzüdür.

Kanadı kırılan, an gelir öyle bir uçar ki, hiçbir yana çarpmaz; çünkü gökyüzü bütün duvarların üzerindedir ve yüreciğin bütün sınırların ötesinde. Küçük Prens`le yıldızlara dokunuyorsundur…

Duru bir merhamet vardır içinde, duru bir şefkat. Aralarda kalanları da, uçlarda duranları da alır içine sevgin. Anlaşılmak, onaylanmak dert değildir sana eskisi gibi. Bakışın uzak düşer bazen, ruhun yine de incecik bir dal. Vardır sende Oğuz Atay` ın bakışlarından bir hal…

İlle insan demezsin; bir kedi yavrusundan da öğrenilecek çok şey vardır, duvarların arasından sessizce ve inadına uzanıvermiş küçücük bir yeşillikten de. “Her varlık insanın hizmetindedir” diyenler acizdir sana göre. İnsan değil bir kuru daldır mükemmel olan. Bir kuru dal kadar doğaya ait ve doğayı bütünleyen olmalıdır insan. Gel gör ki, insan yakıp yıkmaktan ibaret bir kibir olmuştur; kırıp parçalamaktan ibaret bir bencillik, hırslardan menfaatlerden ibaret bir aymazlıktır artık. Yürürken öyle dalgın, öyle ürkek, sanki çoraplarında çocukluğundan kalma bir yırtık…

Maskeli balolarda herkesin maskesiz halini bilensin sen. Tenden içerini bilen olmaz oysa; gören kör bir duvar görür, yokuş yukarı yollar, kir pas dolu çıkmaz bir sokak. Oysa sen binbir çiçekli bahçende binbir tılsımla kokup, kardeş selamı, dost kelamı gibi duruyorsundur güpgüzel. İncinene, vurulana düşer yolların; fikrinden, düşünden arttırdığıyla rüzgarca, yağmurca yaşayana. Tenler, yüzler gereksizdir artık; tenden içerisine, en güzel aleme büyüyüverir ömrün. Sen öteki`sindir artık; tutunamayansındır ve duyumsaman, mantığın herkesten, her yerden çok ötelerde…

Emek özel bir değerdir, kıymetlidir üretim. Bunu en başından beri bilirsin zaten. Emeğin ve üretimin içindesindir hep. Fakat emek ve üretim verdiğin ekmek kavgasını da kapsamakla birlikte, bundan çok öte bir yerdedir senin için. Dostluk da bir emektir, ağaç dikmek de bir üretim.

Seversin dayanışmayı; bir insanla dayanışmak, ona yardım etmek, elini uzatmak da güzeldir, bir çiçekle dayanışmak, su vermek, büyümesine yardım etmek de. Saf bir dayanışmadır seninki, saf bir yardım etme.

Gülümserken bile yalnızlığının ve yalnız olacağının bilincindesindir. Bir sabah bir evsizin eliyle tararsın saçını, ekmek almaya tecavüze uğramış bir kadının ayaklarıyla gidersin, dolmuşu mayınların, bombaların arasında kalmış bir çobanın gözleriyle beklersin, tutunamayansındır be canım ve inceldiğin, yorulduğun, kopacağın yerlerden ve zamanlardan güzelleşensin her daim…

An gelir, tükeniverir gücün. “Tutunamadım“ dersin fısıldayarak; insan duymaz da, bir deniz kabuğu, bir sazlık duyuverir seni. Tabiat ana anlar seni, bir de yüreğin. “Tutunamadım“ dersin iki damla yaş akarken gözlerinden yanağına doğru usulca…

Tam da yağmur başlar o anda ve yağmurda yıkarsın çamaşırlarını ve yüreğini. Sana bakanlar simsiyah bir elbise ve ölü bir beden görürler; oysa yanıbaşındaki kuşların ezberindedir kurduğun düşler…

Tutunamamışsındır; uzan şimdi bir ilkyaz yağmuru sonrası annen gibi kokan toprağa boylu boyunca…

Ergür Altan