Seni Duyuyorum Anne, Ağlama!

Günler oldu bu hastane odasına geleli. Vücudumun her yerinde kablolar var. Doktorlar hemşireler gelip gidiyor sürekli.

Gözlerim kapalı. Ama duyuyorum sizi. Uyuyorum sanıyorsunuz ama uyumuyorum. Hissediyorum nefesinizi. Acı mı? Hayır. Acı hissetmiyorum artık. Bedenim eriyip küçücük kaldı ama yinede iğneler canımı acıtmıyor. Çocuklar korkar iğneden ama ben korkmuyorum, alıştım. Kollarımdaki morluklar baharı karşılayan çiçekler gibi.

Siz yanımda olmadığınız zamanlarda düşünüyorum. En çok da annemi. Kokusuna doyamadığım kara gözlü, fedakar annemi. Sabahları saçlarımı okşayarak uyandırmasını, beni okula göndermeden önce hazırladığı kahvaltıyı, hasta olduğumda sabaha kadar başucumda bekleyerek “ kurban olurum sana “ deyişini.

Ağladığını duyuyorum başucumda. Konuşabilmeyi  “Seni duyuyorum anne ağlama ” diyebilmeyi isterdim. Son bir kez “ Seni çok seviyorum anne” diyerek, ellerini tutmayı, başımı göğsüne yaslamayı isterdim. Babamı,“Oğlum” diye seslenişini. Okulumu, arkadaşlarımı sevdiğim kızı düşünüyorum ve yanağına bir öpücük konduramadan gidecek olmanın hüznü kaplıyor bedenimi.

Ellerimden alınan geleceğimi düşünüyorum. Düşlerim vardı benimde her çocuk gibi. Umutlarım vardı. Hepsini geride bırakıyorum.

Konuşuyorsunuz her gün hakkımda. Yazıyorsunuz, çiziyorsunuz. Benim için dua edenler de var, beddua edenlerde. Hastane kapısında uyanmam için göz yaşı dökenlerde var, meydanlarda adımı nefretle bağıranlarda. Uyan çocuk diyenlerde var, emri ben verdim diyenlerde.

Çocuklardan ne zaman bu kadar nefret ettiniz? Katiller içinize nasıl bir kin tohumu ekti?  Siz çocuk olmadınız mı? Sizin çocuklarınız yok mu? Sokakta top oynamadınız mı? Uçurtmanız olmadı mı sizin? Sokak köpeklerini beslemediniz mi? Kedilerin başını okşayıp bir tas süt koymadınız mı önüne?

Siz hayallerimi, umutlarımı çalan hırsızlarsınız.

Siz hayatımı elimden alan katillersiniz.

Annem ve babamın yüreklerine kor ateşi bıraktınız. Kör oldunuz görmediniz, sağır oldunuz duymadınız, dilsiz oldunuz söylemediniz. Siz de o katiller kadar suçlusunuz. Gördüğünüz halde görmedim dediğiniz için. Duyduğunuz halde duymadım dediğiniz için. Suçlusunuz siz de sustuğunuz için.

Gitme vakti geldi. Derin derin nefes alıyorum başımda bekleyen annemin kokusunu içime doldurabilmek için.

Affetmiyorum sizi. Kahvaltı sofrasında yarım kalan çayım, bir lokma ekmeğim, aşklarım, umutlarım, hayallerim peşinizde. Annemin gözyaşları babamın ak düşmüş saç telleri peşinizde. Sevdiğim kızın bakışları peşinizde. Uçurtmam peşinizde. Kağıttan yaptığım uçağım peşinizde. Çocuk düşlerim peşinizde.

Yastığa kafanızı koyduğunuzda, gözlerinizi her kapattığınızda martılar uyutmayacak kabusunuz olacak sizin. Karabasanlar çökecek bedeninize. Ruhunuz nefes alamayacak. Duyacak ama konuşamayacaksınız. İşte o zaman yaşam destek ünitesinde yaşamak ne demekmiş anlayacaksınız.

Siz hayallerimi, umutlarımı çalan hırsızlarsınız.

Siz hayatımı elimden alan katillersiniz.

Siz bir hiçsiniz.

Ben kim miyim?

Ben 269 gün bir hastane odasında hayata tutunmaya çalışan, ama başaramayan on beş yaşında ve sadece on altı kilo aranızdan ayrılan martı kaşlı çocuğum.

Ben Berkin Elvan’ım.

“ürkek bir serçe gibi eğme başını,

kaldır başını ve dimdik dur.

bu senin değil, ülkemin ayıbı.

hırpalanmış yerlerinden öperim çocuk.”

Nazım Hikmet