Şarap Lekesinde Saklı Aşk

Sensizliğe ağlayarak uyandım yine. Başucumda duran lambaya uzanıp ışığı yaktım. Gözyaşlarımı silmeden,  bulanık gözlerimi kısarak, saate baktım. Saat 04.20.Yavaş yavaş kalktım yataktan. Perdeleri açtım. Her yer karanlık, gün aydınlanmadı henüz, komodinin üzerinde duran mendil ile gözlerimi sildim.  Üzerimde senli günlerimden kalan ve senin doğum günümde bana aldığın siyah geceliğim var. İpeksi dokusu ile bedenimi saran, dokundukça tenimi acıtan. Gittiğinden beri, her gece o gecelikle uyudum. Kokun üzerinde, yıkamaya kıyamadım.

Sabahlığımı giymeden salona doğru ilerledim. Balkon kapısını hızlıca açınca, kapının gıcırtısı gecenin sessizliğini deldi, çığlıklarıyla. Tedirgin oldum sesten.  Balkona çıktım çıplak ayaklarım ile. Hava soğuk. Usul usul yağmur yağıyor,  toprağı incitmeden, sessizce,  iç çeke çeke ağlarcasına, benim gibi.  Derin bir nefes aldım, yağmurun arındırdığı toprağın, o kutsal kokusunu içime çektim. Sonra camın önünde duran pakete uzandım ve bir sigara yaktım. Artık senin içtiğin sigara markasını alıyorum bakkal İsmail’ den. Her pakette seni buluyorum çünkü.

Usulca oturdum, sallanan ama ayağı kırık olduğu için artık sallanmayan sandalyeye. Ayaklarım üşüyor.  Soğuk,  yaşadığımı hissettiriyor bana, eski günlerden kalan acıları hatırlatarak. Üşümek istiyorum, üşürsem yaşadığımı daha çok hissedip cesaretimi toplayabilirim gitmek için. Bir korkak gibi gitmek istemiyorum buradan. Son ana kadar ayık, bilerek, hissederek ve isteyerek. Bu karar benim. Hayatım boyunca, başkaları benim adıma karar verdi.  Senaryoyu hep onlar yazdı, ben oynadım bu oyunda. Ama artık sona geldim. Bu benim hikâyem ve ben hikâye böyle bitsin istiyorum. En ölümcül sahnede, ayık ve kararlı olmalı bir oyuncu ve tüm benliğini vererek yapmalı finali. Benim tüm hayatımı verdiğim gibi.

Soğuk iyiden iyiye bedenime işlerken, sigaramdan derin derin nefesler çektim ciğerime, gözlerimi kapatıp seni hayal ettim. Sigara dumanı alt etti kutsal kokuyu. Gözlerimi açtım genzim yanarken, duman kazandığı zaferin sarhoşluğu ile hızla bilinmezliğe gitti.

Bir hışırtı duydum ansızın, irkildim, etrafa bakınca, küçük bir kedi gördüm. Göz göze geldik bir an, balkonumun önündeki sokak lambasının aydınlığında, iri mavi gözleri ile bana baktı. Ne yeni gelen gün, ne yağmur ne de ben umurunda değildim. Sakin adımlarla, kuyruğunu sallaya sallaya, arkasına bile bakmadan gitti. Sen de giderken bir kez olsun bakmadın arkana, nasıl bir enkaz bıraktığını görmedin, şu kediden ne farkın vardı şimdi diye düşündüm bir an. Biten sigaramı kül tablasında söndürüp kalktım, sallanmayan sallanan sandalyemden.

Yağmur hızlandıkça, soğuk var gücüyle ipek dokulu geceliğimi aşıp,  bedenimden içeri girdi. Yağmurdan ıslanan geceliğim ve üşümüş ıslak ayaklarımla, titreyerek içeri girdim ve balkonun kapısını daha dikkatli kapattım bu kez gıcırdamasın diye.

Salonun perdelerini de açtım. Hala karanlık ve güneş geceyi delmek için, henüz göstermedi yüzünü. Pencereyi açtım, toprak kokusu tüm evi sarsın istedim.  Yağmur damlaları pencere pervazına çarparak sağa sola kaçarcasına içeri girdi telaş ile. Pencere önünde duran, sehpanın üzerindeki menekşenin, kadifemsi yapraklarına çarpan damlalar,  tutunamayıp bilinmezliğe gittiler. Nasıl da kırılgan, narin çiçeklerdir menekşeler. Dokunsan suç, dokunmasan kabahattir yapraklarına. Bana benzetirdin sen hep menekşeleri. Bana dokunmaya korkardın bazı geceler, kıyamazdın hiç bana, kederli sevgilim benim derdin, tıpkı menekşeler gibi dokununca solacağımı söylerdin. Evimizde ki tek çiçek bu eski sehpanın üzerinde ki menekşeydi. Yalnızdı hep, çok kıymetliydi yalnızlığı.

Sehpanın yanındaki koltuğa oturdum,  Islak geceliğim ve üşümüş ayaklarımla. Gözüm bir an yerdeki lekeye takıldı. Şarap lekesi, temizlemedim, sen dökmüştün halıya, seni hatırlatıyor bana. Ne senden, ne seninle olan hiçbir anımdan vazgeçmedim ben. Halıyı da silmedim, o lekede sen vardın çünkü, her şeyimde olduğun gibi. Gözlerimden yaşlar akmaya başladı,  soğuk hava pencereden girip suratıma tokatlar indirince kendime geldim bir an. İçim titredi. Ürperdim.

Ayağa kalktım,  gözlerimi kapattım. Yaşlar yanaklarımdan süzülüyor ılık ılık, denize ulaşmaya çalışan küçük bir dere gibi.

Ve Boyundan büyük işlere kalkışıyor gözyaşlarım,  tıpkı benim,  gittiğin halde, hala sana ulaşmaya çalışmam gibi.

Ruhum asılı duruyor karşımda. Bana bakıyor, hüzünlü, çaresiz, gözlerinde yaşlarla. Sen yoksun. Yokluğunun ağarlığı, boynuma geçirdiği ilmeği düğümledi usul usul. Ruhum bir umut yalvardı sana “GEL “ diye, sensizlik dayanılmaz bir şekilde boğazımı sıktı. Kutsal kokuyu içime çekmeye çalıştım. Ama kayboldu o büyüleyici koku bir anda,  yağmur daha şiddetli yağıyor, duyuyorum sesini, pencereden dışarıyı görüyorum her yer karanlık, bulanık belli belirsiz. Menekşe, saksısında yalnız

Üşümüyorum artık.

Sen yoksun. Siyah geceliğim ıslak ve ayaklarımdan sular damlıyor şarap lekesi üzerine. Huzur kaplıyor içimi.

Artık sana ihtiyacım yok. Menekşeyi görmeye çalıştım son bir gayret ile, ıslak ve bulanık gözlerimi açmaya çalışarak, yapraklarının üzerinde yağmur damlaları tutunmaya çalıştıkça, kendimi düşündüm, ben de kimsesizliğimde sana tutunmaya çalışmıştım tıpkı yağmur damlaları gibi. Sabırla,  inatla…

Ben senin hayatında menekşe değil, zavallı bir yağmur damlasıymışım, bunu gittiğinde anladım. Nasıl da inandırmıştın oysaki menekşe olduğuma. Menekşe yaprakları teslim oldu yağmura,  bu savaşı yağmur kazandı, şimdi tüm yapraklar sırılsıklam,  damlaların işgali altında.

Sense hiç teslim olmadın bana, ben çaresizce tutunmaya çalıştım hayatına, tıpkı yağmur damlalarının menekşeye tutunduğu gibi. Ben yağmur damlası sen ise menekşeydin aslında.

Ben sana hep yağdım,  ama tutunamadım.

Acemi bir hayat kaçkınıydım ben,

Başaramadım.

Hava karanlık,

Bak yokluğunda yağmuru evime aldım,

– ben yağmurun gözyaşıymışım,  çok geç anladım.

Menekşem,

-ah benim kederli menekşem,

-ölmek için ne muhteşem bir gün değil mi?

Ama artık sana ihtiyacım yok benim.

Kendi ipimi kendim çekerim ben.

Menekşeler, narindir kırılgandır,

Menekşeler, kederlidir,

Sevgi ister, emek ister,

Büyütmek için yürek ister.

Yağmur!  Hey sana söylüyorum yağmur!

-evim sana emanet, iyi bak menekşeme

Bilirsin ki menekşeye;

-Dokunsan suç, dokunmasan kabahat…