Che Olmadan da Devrim Yapabiliriz

Hepimiz bir şekil de sistem eleştirisi yapıp mutlu olmadığımızdan şartların insani olmadığından yakınıyoruz ve her şeye rağmen kapital düzene dahil olmanın burukluğunda işlerimize devam ediyoruz.

Bir devrim hayali kuruyoruz belki başımızı alıp gitmeyi sakin tatil kasabalarına yerleşmeyi ama farkındalığımızı arttırmadığımız sürece nereye gidersek gidelim yine o ete yapışan acıyla başbaşa kalacağız. Önce mutlu olmak gerek ve bu mutluluğu dış etkenlere bağlamadan popüler kültürün bize dayattığı şeylerle kıyaslamadan yapmak gerek. Mutluluk derken tabi yüzyıllardır tam tanımı yapılamayan yüzlerce farklı görüş barındıran bir kavram bizim devrim yapabilmemiz için mutluluk sözcüğünü düzenin bize dayattığı arzulara tennezzür etmeden en azından asgari düzeyde tüketerek yaşamamız gerek.

Zaten herşey çok açık değil mi? Sürekli üretilen ürünler, hızla değişen moda, tam ulaştık derken ulaştığımız şeylerin eskimesi.. Somut şeyler sistem tarafından çok kolay kontrol edilebilir ama biz ilk insanlık tarihinden günümüze kadar değişmeyen soyutluğa odaklanırsak ;duygulara yani  o zaman kontrolün bizde olduğunu anlarız.

Sevinç, keder, aşk her dönemin insanına dair şeyler sadece enstrümanları değişik. Yani kısaca sırf modası geçti diye çok eskimemiş pantolunu değiştirmeyerek, ayakkabımızda ufak bir yırtık olduğunda yenisini almak yerine tamirciye götürerek bir Che edasında devrimci olabiliriz bizim arzularımız minimal düzeyde tüketim yaptığında ve buna rağmen ruhumuz, bedenimiz ve zihnimiz dingin huzurlu bir yapıda oldukça sistem bizimle masaya oturmak zorunda kalacak ihtiyacımızdan fazlasını tüketmediğimiz den ihtiyicamız dan fazlasını da üretmek zorunda kalmayacağız ve böylece o kaotik neye olduğu belli olmayan koşuşturma azalacak çalışma saatleri düşüp koşulları daha az ağır olacak ve insani sürecimizi yani varoluşumuzun, iç sesimizin daha çok farkında olacağız.

Biliyorum çok absürt  bir ütopyanın peşindeyim ama ne demiş Thomas More ”Tüm krallıklar yıkılır ama ütopyalar kalır”