Bir Siyasi Suçlu Anne Dedi Bana

Gardiyan kapı penceresini gürültü ile açıp içeri seslendi. “ Geri çekilsin herkes”. O esnada ben yatağımda kitap okuyordum. Kimi bulaşıkları yıkıyor, kimi yatakları toparlıyor, kimi ise öğlen yemeği hazırlığı yapıyordu. Kapı önünü süpüren Leyla, elindeki süpürgeyi duvara dayayıp, kollarını göğsünde birleştirerek geri çekildi. Hepimiz merakla kapıya bakıyorduk. İçerde on dokuz kişiydik. Uzun zaman sonra aramıza yeni birinin gelecek olması heyecanlandırmıştı dört duvar arasına sıkışmış ruhlarımızı.

Kapı gıcırdayarak açıldı. Gardiyan “Gel bakalım, Allah kurtarsın” diyerek yanında duran yeni koğuş arkadaşımızı içeri aldı. Kapıyı kapatıp gitti. Hep bir ağızdan söylenen Allah kurtarsın, geçmiş olsun sözleri birbirine karıştı.

Şaşkın ve ürkek bir kız çocuğu duruyordu şimdi koğuşun ortasında. Ne yapacağını bilemeyen ürkek incecik bedeni, beline inen simsiyah kıvırcık saçları ile ne yapması gerektiğini bilemez halde kalakaldı.

Kitabımı bırakıp yanına doğru ilerledim. Etrafımdakilere “ hadi işinize bakın” derken koluna girdim yanımdaki boş ranzaya doğru götürdüm onu.

“Hoş geldin kızım, adın ne? “ dedim. Başı önde boğazını temizledi. Sonra başını kaldırarak okyanus yeşili gözleri ile bana bakarak “

  • Aylin, dedi.
  • Benim adım da Güneş. Allah kurtarsın kızım.

Başını öne eydi. Elleri dizleri üzerinde titriyordu.

  • Aç mısın? Ya da bir şey içer misin?
  • Aç değilim, sadece su ve birkaç şeker alabilir miyim?
  • Çok küçük görünüyorsun yaşın kaç senin bakalım, dedim gülümseyerek.
  • On dokuz dedi, tebessümle.

Kapı önünü süpüren Leyla’ ya su getirmesini söyledim. Koşar adım Leyla mutfaktan bir bardak su getirip uzattı. Koğuşun ortasında duran masa üzerindeki şekerlikten iki tane kesme şeker alıp uzattım. Şekerleri titreyen elleri ile alıp suya attı erimesini bekledi ve içti. Niye şekerli su içtiğini anlamadım. “Hadi sen dinlen biraz “diyerek kendi yatağıma döndüm.

Bilirim ki insanın buraya gelince sindirmesi ve yüzleşmesi gereken çok şey var. Bunu başarmanın yolu da yalnız kalmaktır ilk günler. Eğer kabul edip yüzleşmezseniz çıldırmanız an meselesidir. Kitabıma döndüm. Aylin ise ranzada uzandı. Ara ara göz ucumla takip ediyordum. Bir süre sonra uyuyakaldı.

Akşam yemeği hazır olunca yanına gittim. Uzun süredir uyuyordu.

  • Aylin kızım kalk hadi, bir şeyler ye, sonra istersen yine uyursun, dedim.
  • Gözlerini hafifçe açtı.
  • Güneş abla ben aç değilim sağ ol dedi.
  • Kızım kalk olur mu yemeyeceğim. Bak buralarda kendine iyi bakacaksın ki hasta olmayasın.
  • Yok abla, dedi arkasını dönerken.

Israr edemedim. Biz yemeğe geçtik. O bütün gece uyudu. Sabaha karşı tuvalete kalktığını gördüm. Dönünce yüzünü yıkamış pencerenin demir parmaklıkları arasından geceyi izliyordu. Avludan gelen ışıkta gözleri parlıyordu. Beline düşen saçlarını toplayıp başının üzerinden bağladı. Bir süre yatakta onu izledim.

Sabah uyandığımda yatağında uyuyordu. Koğuş içtiması için gardiyan gelince halsiz ve zorlanarak kalktı. Gardiyan demir kapıyı gürültü ile kapatıp gidince yerine geçti. Koğuştakiler kahvaltı hazır deyince hepimiz masa etrafında sandalyeler oturduk. O gelmedi.

  • Aylin hadi kızım gel bir şeyler ye daha sonra yatarsın, dedim.

Hayır, anlamında başını sallayıp yatmaya devam etti. Kahvaltı bitince yanına geçtim.

  • Kızım olmaz böyle. Toparla kendini. Aç susuz nereye kadar?
  • Su içtim abla, dedi.
  • Kızım bir su ile olur mu hiç?
  • Abla ben oruçtayım, dedi
  • Ne orucu kızım? dedim şaşırarak.
  • Ölüm orucu, dedi gözlerime bakarak.

Günler geçiyor Aylin günden güne kötüleşiyordu. Hiçbir görüş gününde geleni gideni olmadı. Soruyordum anlamaya öğrenmeye çalışıyordum. Suçu neydi? Nereden geldi, ailesi kim, neredeler? Ama hiç bir şey anlatmıyordu. Konuşmayı bırak nefes alacak mecali yoktu. Baş Gardiyandan tek öğrenebildiğimiz siyasi suçlu olduğuydu. Siyasi suçlu ne demekti bildiğimiz yoktu. Anlamadığımız şey gencecik bir beden gözlerimiz önünde eriyor yok oluyordu. Herkes buna sessiz kalıyordu. Biz ise dayanamıyorduk. Vicdanımız sızlıyordu.

Su dışında hiçbir şey içmiyordu. Geldiği günden bu yana yirmi altı gün geçmiş, geceleri baş ağrısından duramıyor, başı dönüyordu. Çok zor hareket ediyordu. Ara sıra suyuna limon sıkıyordum. Bu kez de midesi bulanıyordu. Saçlarını kısacık kesmemi istedi. Boynun altı yara olmuştu terden. Kestim. Her gün vücudunu ıslak bezle siliyordum. Kemikleri buruşmuş derisini delip çıkacak bıçak gibi görünüyordu.

Otuz günü bittiğine kusmaları başladı. Yatağının altına plastik leğen koymuştum. Midesinden su dışında bir şey çıkmıyor ama öğürmekten gözlerinden yaşlar geliyordu. Sıkı sıkı sarılıyordum düşmesin yataktan diye.

Ben ise kızını yıllar önce kaybetmiş bir anne olarak çaresizce ona yardımcı olmaya çalışıyor, bunu bırakması için ikna etmeye çalışıyordum. Ama nafile. Aylin hiçbir şekilde geri adım atmıyordu. İçim acıyordu onu bu şekilde gördükçe. İçtimalarda gardiyanlar şöyle bir yorganın altını yoklayıp gidiyorlardı.

Kırk günün sonunda Aylin bilinç kayıpları yaşamaya başladı. Sayıklıyordu. Ne dediği anlaşılmıyordu ama bir gece çığlık çığlığa “ana” diye bağırdığını duydum. Hemen yatağımdan kalktım.  Gardiyana haber verdik, revir doktoru geldi. Aylin tedaviyi kabul etmeyince tutanak tutup imzalattı ve gitti. Bir daha da gelen giden olmadı.

Yatakta bir deri bir kemik yatıyordu artık Aylin. Pamukla ıslattığım suyu çatlayan dudaklarına sürüyordum. Uymaya korkar olmuştum. Küçük bedeni daha da küçülmüş bir ceset gibi yatıyordu yatağında. Sayıklıyor inliyordu. Bembeyaz yüzünde gözaltları mosmordu. Bilekleri üç yaşında bir çocuğunkiler gibi inceydi.

Kırk yedinci gün gece çok kustu. Yatakta doğrultup kucağımda dizlerime yatırdım Aylin’ i. Kısacık kestiğim saçlarını okşadım. Hafifçe gözlerini araladı. Öksürdü. Bir şeyler söylemeye çalışıyordu. Kulağımı ağzına doğru iyice yaklaştırdım duyabilmek için.

  • Ellerimi tut anne, üşüyorum” dedi gözlerini kapatırken sessizce.

Gözünden bir damla yaş süzüldü yanaklarından. Kafasının altında duran avucuma düştü.

Aylin son nefesinde anne dedi bana giderken.  Kim olduğunu bilmediğim, bir genç yürek kırk yedi gün hayatıma misafir oldu, beni anne yerine koydu ve gitti. Ne olduğunu anlamadığım, bilmediğim bir sebepten ötürü.

Sahi siyasi suçlu ne demek?