Bir Kadının O Hali

Bir çekirgeyle dertleşen bir kadına ne anlatabilirsiniz siz sevgili baylar? İşyerinizdeki müdürlük pozisyonunun aslında sizin hakkınız olduğunu mu ? Annem terziydi ve düğünü için ağlayarak, kendi gelinliğini kendi dikmiş;  hanginiz bunu anlayacak…

“Bana en sevdiğiniz sesi tarif edin” desem, ne cevap verirsiniz siz sevgili baylar? Bir şarkıcının sesi mi; yoksa bir futbol maçındaki tezahürat mı, ya da kutsadığınız bir politikacının incelikten yoksun  sözcükleri mi? Siz bir ağacın sesini dinlediniz mi hiç; bir uç uç böceğinin ya da bir Cumartesi Annesi`nin, gözlerinden yanaklarına süzülen yaşların sesini…”Sesler” diyorum; içtenlikli, kırılgan, kederli seslere doluverir bir kadının duyumsamaları ve siz,  hemcinslerinizle, uzun uzadıya kadınların anlaşılmazlıları üzerine konuşursunuz. Ah, çok yazık…

Bir kadın, sigara içerken dalgınsa, sizce bunun sebebi ne olabilir siz sevgili baylar?  Ölü karıncalar gelir aklıma,  inşaatlarda uyuyan ameleler ve ninnisiz büyüyen bebeler… Bir kadın, -anne değilken üstelik-, ninniler söyleyebiliyorsa gece yarıları dünyanın bütün bebelerine, o kadının dalgınlığı hiçbir zaman geçmez ve dalgın kadınları kediler anlar en çok, deliler ve evsiz barksız çocuklar bağrına basar. Siz, evsiz barksız bir çocukta hırsız görürsünüz, katil görürsünüz, ama ben uçsuz bucaksız bir gökyüzü görürüm. Beni niye anlayasınız ki hem…

Sizin kaç mendiliniz var, ya da kaç şarap şişeniz, kitap ayracınız, mumunuz; söyler misiniz siz sevgili baylar? Bazı kadınların serveti bu saydıklarımdan ibarettir mesela; maaş bordrolarınızın, kredi kartlarınızın, banka hesaplarınızdaki meblağlarınızın, bir mendil kadar kıymeti yoktur bazı kadınların nezdinde. Niye böyle biliyor musunuz? Yalnızız çünkü biz kadınlar; bir mendilde  annemizin yitik kokusunu düşünürüz, bir şarap şişesinde ,bir kez olsun dans etmeden ölüveren kadınları, bir kitap ayracında, odalar içinde kilitli kalan gencecik kızları ve  bir mumda, on üçünde, on beşinde evlendirilen körpecik gelinleri…

Ben kimseye kıyamam; hatta size bile kıyamam siz sevgili baylar!  Regl dönemimde bile , gözlerinizin yumulu olduğu bebeklik zamanlarınızı düşünürüm  ve bir sokak köpeği kadar can halinden bunca uzak oluşunuzu n sebeplerini anlamaya çalışırım. Ben, can`ı, sokak köpeklerinde duyumsadım, sizde değil; bir sokak köpeğinde gördüm cinsiyetlerin eşitliğini, can`ın kıymetini. Ne denir ki size; kibrit suyu kökünüze…

Düşlerimde bile kalabalıklara karışamam; bu durumu yorumlayabilir misiniz siz sevgili baylar? Bir kadının duaları kimsesizler mezarlığındaki canlaraysa, şehriye çorbası içerken bile boğazı düğüm düğüm oluveriyorsa bir kadının, – evet, o kadın benim-, kalabalık, kıyıcılıktır bana göre.  Çoğalmak, can`a dairse bir mana bulur bende; “can olmak ” diyorum, ayrı bir sırdır ömrümde…

Benim herhangi bir bilgeliğim yok, sizin var mı siz sevgili baylar? Dünya işlerine ermiyor aklım; günlük hayatın bu kibirli hallerine, sizin şu yalanlı dolanlı hallerinize akıl sır erdiremiyorurm doğrusu. Size bir gün çiçeklerle konuşmayı öğreteyim olur mu, ya da Dostoyevski`nin romanlarındaki kahramanlarla dostluk kurmayı; bilgelik denemez buna gerçi, “bir kadının o hali” denir.

Ah, siz sevgili baylar! Bir kadının o halinde asilikle şefkat birbiriyle bütünleşir; sizin bunu anlamanızsa olağanüstü bir hal gerektirir…

Ergür Altan