Ay Doğdu Kara Gözlerine Narin’in

Köy meydanında toplanan öfkeli kalabalığı jandarma ancak havaya ateş açarak dağıtabildi. İki amca oğlunun tarla kavgasından ortalık toz duman olmuştu. Jandarma komutanı çevik hareketler ile cipe binerken muhtara karakola gelmesini söyledi. Muhtar panik halde “emredersiniz komutanım” diyerek elinde tuttuğu kasketi kafasına takıp koşar adım evine doğru ilerledi. Her evin çevresinde mg3 piyade tüfeği ile askerler nöbetteydi.  Komutan muhtarla konuşup bir orta yol bulup bu işi çözemez ise Allah muhafaza tarla yüzünden kan davasına dönerdi bu kavgalar.

Sadık’ da o askerlerden biriydi. Aslen Sivaslı olan Sadık babasız büyümüş anası ve üç kız kardeşi ile hayatın yükü omuzlarında vatani görevini yapmaya gelmişti. Yüreği vatanında aklı anasında ve kardeşlerinde geceleri sabaha dönüyordu.

Sevdiği olmadı hiç Sadık’ın. Hayat telaşı içerisinde öyle kaybolmuştu ki bir çift gözde kaybolacak ne cesareti vardı ne de gücü. Anası hep “askere git gel hayırlı bir kısmet bakalım oğlum sana “ derdi. Anasını üzmemek için olur der geçiştirirdi. Ama kız kardeşlerini okutmadan evlendirmeden hiç evlenmeyi düşünmemişti. Evin babası olmuştu bir kere sorumluluk üzerindeydi. Başka birinin sorumluluğunu almak istemiyordu.

Acemi birliğini İzmir Narlıdere’ de yaptıktan sonra usta birliğini tamamlamak için geldiği Van’ın Çaldıran Jandarma Karakolu Kışlasında üçüncü ayını geride bırakmıştı. Gece nöbetleri operasyonlar derken zaman hızla geçiyordu.

Sadık evi gibi gördüğü kışlada yurdun başka başka yerlerinden gelmiş devreleri ile sıkı bağlar kurmuştu yaşamla ölüm arasında geçen gecelerde. Herkes birbirine aileden biriymiş gibi bağlanmıştı. Bir ay kadar önce operasyona dağa gittiklerinde koğuş arkadaşı Halil vurulduğunda hastaneden bir ümit iyi haber beklerken şahadet haberi geldiğinde yerle bir olmuşlardı daha bir gün önce aynı masada yemek yedikleri kardeşlerinin ölüm acısı ile. Ölüm yanı başlarında duruyordu. Yinede ağar gelmişti Halil’in kaybı hepsine. Yatağı boş kalmıştı birkaç gün. Daha sonra başka birlikten Samet geldi. Yeni bir kardeş edindiler ama Halil ruhu ile yanlarındaydı. Hiç unutmadılar onu.

Şimdi bu köy meydanında nöbet tutuyordu dünya malı yüzünden birbirini vurmak isteyen iki amcaoğlu birbirine bir şey yapmasın diye. Kızgındı öfkeliydi. Onlar dağda vatan için çarpışıp gencecik arkadaşlarını toprağa koyarken bu iki bencil adamın tarla için savaşması anlamsız ve saçma geliyordu. Dünya malıydı nihayetinde. Onlar vatan toprağı için canını ortaya koymuşken bu kendini bilmezler bir avuç tarla için kardeş gibi büyüdükleri akrabalarına saldırıyorlardı.

Sadık ve arkadaşları birbirlerini kollayarak bir yandan da etrafı kolaçan ederek nöbet tutarken çeşmenin arkasındaki evden tepsi içerisinde küp ve bardaklarla bir kızın kendilerine doğru geldiğini gördüler. Sadık kızı pür dikkat izliyordu. Saçları belinde başında kırmızı işlemeli yemenisi ile devrelerine ayran doldurarak kendisine doğru yaklaşmaya başladı.

Kız yanına yaklaştığında başı önde hiç kafasını kaldırmadan ayran doldurdu. Sadık a uzattı. “buyur” dedi mahçup bir sesle. Kafasını kaldırınca sadıkla göz göze geldiler. Kömür karası kocaman gözleri bembeyaz yüzü ile ay gibi doğdu kızın gözleri Sadık’ ın ruhuna. Sadık ne ayranı alabildi ne bir tek laf edebildi. Kız yeniden “ buyur ağam “ dedi.  İrkildi Sadık. Uzanıp aldı tepsiden bardağı. Gözleri gözlerine değmişti bir kere. Daha da iflah olmazdı bu yürek artık.

Kız arkasını dönüp gitmek üzereyken arkasından seslendi;

  • Adın ne senin ?

Kız durdu. Sadık’a döndü ;

-Narin benim adım dedi giderken.

Sadık ayranını içerken alelacele cebinden çıkardığı kağıda Pazar akşamüzeri köyün yukarısındaki dilek taşının orada kendisini bekleyeceğini yazdı.      Az sonra Narin tekrar bardakları toplamaya geldiğinde bardağın altına sıkıştırdı. Narin utanarak alıp koynuna koydu kağıdı. Gülümsedi giderken.

İçini bir sevinç kapladı Sadık’ın. Pazara daha beş gün vardı. Nasıl geçecekti bu koca beş gün şimdi. Gelip gelmeyeceği de belli değildi. Gelir miydi ki? Bunu ancak Pazar günü gidip orada bekleyince öğrenebilecekti.

O gün akşamüzeri ortalık sakinleyince köyden ayrıldılar. Sadık keyifle yemeğini yerken yüzündeki gülümsemeyi herkes fark etti. Zorlayınca biraz dayanamadı anlattı olup biteni. Heyecanı yüzünden okunuyordu. Heyecanına herkes ortak olsun istiyordu. Gerçekten de tüm arkadaşları tebrik ettiler Sadığı.

Gece sabaha kadar uyumadı Sadık heyecandan. Ne yapmalı nasıl yapmalıda köye gidip görmeliydi Narin’i tekrar. Pazara daha çok vardı. Beklemek istemiyordu o gözleri görmek için. Dileği kabul oldu sanki. amcaoğulları  yine kavgaya tutuşmuştu. Arabalara doluşup komutan önde onlar arkada köye doğru yola çıktılar. Aynı hengame bağırış çağırış silah sesleri ile kavga yatıştırıldı. Sadık’ın gözleri Narin’i arıyordu ama gelmemişti Narin. Komutan dört kişi burada kalsın diyince Sadık gönüllü ben kalırım dedi devrelerine. Her biri bir köşede nöbete durdular. Akşam nöbet değişim saatine kadar onu görebilmeyi umuyordu.

Ortalık iyice sakinleyince yanlarındaki kumanyalardan atıştırdılar. Tam o sırada Narin göründü elinde tepsi çay demlemiş yanlarına gelmişti. Çayları doldurdu kafasını kaldırmadan. Konuşabilsinler diye devreleri az öteye gittiler. Narin koca gözlerini gözlerine dikmiş;

-tamam, dedi ince sesiyle.

Anlamadı önce Sadık.

-Neye tamam” diyince gülümsedi Narin.

– Pazar günü dilek taşının oraya gelirim saat beş gibi diyip süzüle süzüle evine döndü.

Bardakları almaya gelir umudu ile bekledi Sadık. Gelmedi Narin. Erkek kardeşini yollamıştı bardakları toplaması için. Göremedi tekrar.

Sadık nöbet değişimi olunca sevinç içinde birliğe döndü. Geceye gözleri asılı kaldı Narinin. Sadık ilk kez böyle hissediyordu. Neydi bunun adı. Sevdalanmış mıydı Sadık Narin’e ? Daha düne kadar anasına evlenmem diye karşı çıkarken, şimdi Narini kolundan tutup götürmek istiyordu anasının yanına.

Gözlerinde kaybolmak, gülüşünde dünyayı durdurmak istiyordu Narinin. Beline süzülen saçlarına mis kokulu güllerden taçlar yapmak, küçük ellerini ellerine almak istiyordu. İçi içine sığmıyordu Sadığın. Gözlerinin içi gülüyordu.

Çarşamba günü operasyon için gittiler. Geceler çok sert çatışmalarla geçti. İki arkadaşı hafif yaralandı. Onlar birliğe yollandı. Sadık ve diğer arkadaşları cumartesi gününe kadar kalacaklardı.

Uykusuz yorgun geçen günlerin ardından nihayet Cuma gecesi olmuştu. Sabah dağdan ineceklerdi. Cumartesi günü güzelce dinlenecek sadece Narini düşünerek Pazar gününü bekleyecekti. Sonra erkenden dilek taşının oraya gidip bekleyecekti Narin’i. O beklemesin ben beklerim diye düşünüyordu. Gözlerinde Narin’in gözleri, sevdaya dâhil olmuştu artık Sadığın yüreği.

Pazar günü gelip çattı. Narin kırmızı yemenisi başında, saçlarında beyaz sabun kokusu, özenle taranmış uzun siyah saçları ile dilek taşının yanında beklemeye başladı Sadığı. Adını işlediği mendili renkli kağıda sarmıştı vermek için. Kulağında büyük annesinden hatıra altın küpeleri, küçük ellerinde akşam yaktığı kınalar ile gelin gibiydi on yedisindeki Narin.

Narin bekledi. Bir saat geçti.

Sadık gelmedi.

Narin bekledi. Dört saat geçti.

Sadık gelmedi.

Gece oldu. Ay doğdu kara gözlerine Narin’in.

Yaş doldu yüreğine.

Sadık gelemedi.

Hayattaki her şeyden çok istedi Sadık gelmeyi.

Sol yanından vurulmasaydı koşa koşa gelecekti.

Ama gelemedi.b