Ankara`dan Diyarbakır`a Bir Yolculuk Hatırası

“Ankara bile güvenli değil, sen nasıl Diyarbakır bileti alırsın?” diye şaşırdı dostlarım. Bir gün fazla yaşamayı kâr bilenlerden değilim ben; yolculuklar yapmak, hatıralar biriktirmek, kardeşlikler büyütmek isteyenlerdenim ve bunun anlaşılması kolay bir şey değil elbette.

Otobüs hareket etmeye yakınken geldi ve yanıma oturdu yol arkadaşım. Yaşlıca bir adamdı; yorgun bir yüzü, kederli bir duruşu vardı. Merhabalaştık önce. Beni baya süzdü. “Sen nerelisen?” diye sordu, “İzmirliyim” dedim. “Diyarbakır`a gidisen?” dedi.  “Evet” dedim, “kardeşlerimi görmeye gidiyorum.” Şaşırdı. “Öz kardeşlerindir?” dedi. “Öz” dedim. ”Kürt yani?” dedi, “Kürt” dedim. “E sen Türk, onlar Kürt; nasıl kardeş olisınız ?” dedi. Gülümsedim. “Kardeşim belledim onları; onlar da abileri belledi beni” dedim. Gülümsedi o da. “Kardeşlerin nerde otırilar Diyarbakır`da?” diye sordu. “Bağlar`da” dedim. “He, doğri diyisen, Bağlar Diyarbakır`dadır!” dedi

Şehirlerarası otobüslerde, koltuk arkalarında mini bilgisayarlar olur hani televizyon seyredilebilen, müzik dinlenebilen. Ben müzik dinlemeye başladım, Kürtçe müzikler. Yol arkadaşım, hafifçe vurdu omzuma üç kere. Çıkardım kulaklığımı. “Sen Kürtçe bilisen?” diye sordu. “Bilmiyorum” dedim. Dinlediğim şarkıya kulak kabarttı. “Sevdin?” dedi. “Sevdim” dedim. “Ne anlati o şarkı, bilisen?” dedi. Sustum. “Gidip de gelmeyen bir oğuli anlati anasının dilinden” dedi. Başını öne eğdi. Susuverdik yan yana…”Var mı çocuklarınız*” diye ben sordum bu sefer. Cevap vermedi bir süre. “Oğlum” dedi, “gitti o, dönmedi…” Diyemedim bir şey…

O çizgi film seyrediyordu ve arada bir beni gözlemliyordu; ben de kulaklığımla dinlemeye devam ettim o güzelim şarkıları. Yarım saat kadar sonra, yine hafifçe vurdu omzuma üç kere!

-Keke, sen baya bize benzisen ha!

-Can`ız hepimiz…

-Benim kızım Hollanda`dır. İsmi Leyla`dır.

-Özlüyor musunuz kızınızı?

-Evlat özlenmez hiç? İki de torınım var, kızımın çocuklarıdır.

-Ne güzel…

-Bisiklete binilermış, böğürtlen toplilermis, eve kurbağa getirilermış…

-Mutlu büyüsün yavrularımız…

-Hani bir çizgi film vardi; dedesiyle yaşayan kızın ismi neydi?

-Heidi…

-Heidi gibi torunlarım var benim… Onlar için seyrediyem çizgi filmleri. Buraya geldiklerinde beraber çizgi filmler seyredığ.. Onlar da mutlu oli ben çizgi film seyredince. Ama şimdiki çizgi filmler güzel değil. Ben de şimdiden tek başıma seyrediyem alışmak için!

Fotoğraflarını gösterdi bana torunlarının. Güpgüzel iki çocuk, körpecik iki can…

-Leyla, ne kendini, ne de  çocuklarıni koparmadi Diyarbakır`dan, bizden…

-Torunlarınız sevdi mi Diyarbakır`ı?

-He, çok sevdiler hem de.

-Ben de çok sevdim Diyarbakır`ı…

-Ben de ona şaşiyem; hem Türk`sen, hem kardeşlerin Kürt, hem de Diyarbakır`ı sevisen! Bir de Kürtçe bilsen, tam Diyarbakırli olisen!

En çok sevdiğim Kürtçe şarkıyı sordu, “Ay Dil Dilo” dedim. Gülümsedi. O da Türkçe şarkılardan, Barış Manço`nun  “Arkadaşım Eşek” şarkısını severmiş en çok. “Ben hep kederlenirim Arkadaşım Eşek`i dinlerken” dedim. “Ben de” dedi, dalıp gitti öyle. Bir süre sonra ,hafifçe vurdu omzuma üç kere!

-Her şey dil değil. Bak sohbet edebiliyığ, başını ağırtiyem,  sen konışisen benimle.

-Niye konuşmayalım ki? Siz can, ben can…

– Heidi`yi beraber seyredidığ kızımla.

-Ben de seyrederdim Heidi`yi…

-Sen kiminle seyredidın?

-Kendi kendime…

-Başka ne vardi çizgi filmlerden eskiden?

-Uçan Kaz vardı, Vikingler vardı, Şirinler vardı…

-Vikinglerle, Şirinler`i biliyem; Uçan Kaz kim olii?

Biraz bahsettim Uçan Kaz`dan. Düşündü baya, çıkartamadı.

-Leyla`ya sorayım, o hatırlatır bana.

-Masal anlatır mıydınız kızınıza?

-Anlatırdım bazen. Şirinler`in köyü vardi ya; öyle bir köy yaratmiştım kendi aklımda. Neydi o zalimin adı?

-Gargamel mi?

-He, Gargamel de, o deyyus kedisi de yokti; hep iyi şeyler anlattım kızıma ben…

-İyi yapmışsınız…

-Biz çok çektik zaten; kızım gülsün diye, mutlu olsun diye, hem kızıma, hem de bütün çocuklarıma neşeli masallar uydurdum ben…

Gözleri dolmuştu yol arkadaşımın. Mardin`den ve Tunceli`den bahsettim ben de. Oralardaki öğretmenlik hatıralarımı anlattım; çocukları, öğrencilerimi, gidip de gelmeyenleri ve barışa olan özlemimi…

Bana baktı şaşkınlıkla, güvenle, huzurla… Gecenin ikisi, uyuyan ben, -hafifçe vurularak omzuma üç kere- uyandırıldım!  “Bizde kal “dedi; ah nasıl bir can halindeydi bunu söylerken. İki geceliğine geldiğimi, kardeşlerimde kalacağımı söyledim, dinletemedim. “Yemeğe gel o zaman” dedi; “gelemem, vaktim az” dedim. “Çaya gel” dedi bu sefer! “Bir dahaki sefere söz “ dediysem de, eğer misafiri olmazsam bana küseceğini söyledi! Bana küsebilecek kadar sahiplenmişti beni; bunu duyumsamak çok ayrı bir duygu…

Telefon numarasını verdi, kaydettim. O da benimkini kaydetti. Birkaç numara daha verdi. “Olur da bana ulaşamazsan, bunlari ara, hepsi has Diyarbakırlidır, ne ihtiyacın varsa yardım ederler” dedi. Teşekkür ettim; tam uyuklamaya başlamıştım ki,hafifçe vurdu omzuma üç kere!  ”Uçan Kaz`ı düşüniyem!” dedi. “Ben beceremedim, kızınız hatırlatır size” dedim. “Sen cansın; sen hatırlatamadıysan, kızım da hatırlatamaz. Demek seyretmadik biz o çizgi filmi. Hadi uyi sen uyu!” dedi.

Uyu uyuyabilirsen artık! Konuştuk yol boyu; otobüse ilk bindiğim andan, Diyarbakır`a geldiğimiz ana kadar bazı şeyleri birkaç kez tekrarlamak zorunda kaldı biraz ağır işittiğim için, hiç gocunmadı. Mola yerlerinde koltuk değneği kullanan bana yardım etti ben karşı çıkmama rağmen. Görme sıkıntısı çektiğimi hissedip rehber oldu. Açtığı sohbetlerde beni tanımak istedi, anlamak istedi, kendini ifade etmek istedi…

Diyarbakır`a vardık ve indik otobüsten. Kardeşlerim beni bekliyordu ve öyle can, öyle dopdolu sarıldık birbirimize. Yol arkadaşım az ötede bize bakıyordu ve ağlıyordu. Yanımıza geldi; “hele bir sarılayım sana” dedi. Kardeşlerimle nasıl sarıldıysak birbirimize, onunla da öyle sarıldık…

Ayrı bir yolculuktu benimki Ankara`dan Diyarbakır`a. Türk olan ben ve Kürt olan yol arkadaşım, yolculuğun bitiminde can halindeydik artık. Konuştuğumuz dil can dili, duruşumuz can duruşu, dünya üzerindeki yerimiz birbirimizin yüreciğiydi…

diyarbakır2

Ankara`nın sonbaharından Diyarbakır`ın sonbaharına kavuşmuştum. Bir gün, Diyarbakır`da, On Gözlü Köprü`nün üzerinde, cümle halklar birbirinin yarasını öpecek, halinden bitecek ve kâh ağlayıp kâh gülecek kardeş kardeşe, can cana…

Cümle şehirler, cümle halklar, cümle uzaklar yakın olacak bir gün; birbirimizi öyle bir bağrımıza basacağız ki, birbirimizi duyumsadıktan sonra, bir otobüs biletine bakacak cümle kavuşmalar…

Can`ız biz a dostlar; her türlü sınırdan, inançtan, kutsanmışlıktan öte bir yerdeyiz ve elbette birbirini can belleyecek bizim ellerde cümle halklar…

Ergür Altan